İçeriğe geç

Aylar: Ekim 2017

CUMHURİYET BAYRAMI

 

29 Ekim 1923… İçine hapsolduğu savaştan yıpranmış, her yeni cephede toprağa karışan naaşlarla canından bir parçayla vedalaşmış, vatanın kurtuluşu için mücadele verirken yas tutmaya dahi vakit bulamamış milletimizin özgürlüğe kavuşmasının, yakalandığı hastalıktan kurtulamayan Osmanlı Devleti’nin küllerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun alem-i cihana duyurulduğu o kutsal gün.

Peki, Cumhuriyet denince akla ne gelir?

Öncelikle halkın yönetimi gelir. Tam bağımsızlık gelir. Laiklik, ulusal bütünlük, çağdaşlaşma ve barışçılık, değişime açık olmak, yöneticilerin halk tarafından seçildiği bir yapı, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı gelir. Kişisel egemenlik değil milli egemenlik gelir. Ama…

Benim aklıma Bandırma Vapurunda geminin batırılacağını düşünerek hiç uyumayan, güvertede başının altına koyduğu yastıkla kanepeye uzanan, son gece annesine “İstanbul’da kalıp tutuklanmaktansa bu gemiyle batıp boğulmayı yeğlerim ama merak etmeyin bir şey olmayacak.” diyen bir Mustafa Kemal gelir. Hürriyet yolunda aşık olduğu askerlik mesleğinden istifa ettiğinde giyecek sivil bir kıyafeti bile olmayan, daha Erzurum Kongresi sırasında Mazhar Müfit’e “Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır.” diyen Mustafa Kemal gelir. Sakarya, İnönü, Büyük Taarruz gelir. Kadın kahramanlarımız gelir. Kara Fatmalar, Kılavuz Hatice, Halide Onbaşı, Yitik Fatma, Binbaşı Ayşe Hanım…

Sonra yazdığı veda mektubunda oğluna “Muharebeyi kazanacaksın, kazanamazsan sana hakkımı helal etmem.” diyen Zübeyde Hanım’ı ve Atatürk’ün Büyük Taarruz günü topçu ateşi başladığında “Rabbim Yunanlının kazandığını gösterme bana. Onlar kazanacaksa gök kubbe başıma yıkılsın daha iyi. Anam.. Bize dua et.. Dua et bize.” demesini anımsarım.

Padişaha, krala benzetilmeye çok kızan bir liderden de meşrutiyet veya mutlakıyet devam ettirmesi beklenemezdi doğrusu.

“Türk Ulusu büyüktür. Özgürlüğü ve barışı sever. Canı pahasına da olsa Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacak güçtedir. Ve yaşatacaktır.” diyecek kadar da güvenmiştir gelecek nesillere. “Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyet i biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” diyerek bunu bir kez daha vurgulamıştır.

Çok sancılı bir süreçten sonra kazanılan bu yönetim şeklinin ülkemize kazandırdıklarıysa saymakla bitmez. Medeni Kanun, Harf inkılabı, Kılık Kıyafet Devrimi, Soyadı Kanunu, kadınlarımızın bugün mecliste yer alması ve daha sayamadıklarım…

Böylesine güzel, böylesine özel, böylesine anlamlı, şiirlere, hikayelere konu olmuş bir günü bayram olarak kutlamaktan daha doğal ne olabilir ki?

“Mustafa Kemal Yeni Türkiye’nin kalbidir.” demiş Çinli bir yazar. Yeni neslin bir ferdi olarak ben de diyorum ki; Bizler var oldukça bu durdurulamaz kalp atışı tüm dünyadan duyulmaya devam edecek!..

Yorum Bırak

DEĞİLSİN

 

İnsan mı düşünceleri esir eder, düşünceler mi insanı? Hangisi esir edendir, hangisi esir düşen? Cevabı fazlasıyla açık aslında. İnsan kendi belirler kaderini. Esir mi olacak, yoksa esir mi alacak? Düşüncelerinin kontrolü tamamen sendedir.

Kafanda kurar kurar kurarsın. Bu süre zarfında tamamen sana aittir onlar. Senin kontrolünde, senin isteğinde… Ne zaman ki canın ister onları kelimelere dökmeye karar verirsin. İşte o saatten sonra kaderin değişir. Esir tuttuğun kelimeler dudaklarından döküldükten sonra esir düşen taraf sen olursun. Dışarıdan duyulduğunda ne anlam ifade edeceğini düşünmediğin kelimeler seni esir alır. Ama sen bunu anlamamakta ısrar edersin. Edersin de… Niye?

Çünkü sen haklısın. Dediğin her şey doğru. Hepsi sonuna kadar hak edilmiş. Çünkü karşındaki senin o güzel keyfine ters düşecek bir hareket yapmış. Bak sen bak! Ne büyük suç ama! Sonucunu düşünmeden söylediğin, yaptığın her şey ona müstahak. Peki. Hani sen kendini insandan sayıp keyfini bozana, canını sıkana istediğini söylüyorsun  ya, karşındaki kişi duyguları olan, gerçek bir insan. Bunun farkında mısın?

Ne istersen yaparsın sen. İster sever, ister söversin. İster pamuklar üstünde tutar, ister yere çarparsın. Paşa keyfin mi istedi kırıp dökersin. O kırdıklarının ne olduğu ise umurunda bile olmaz. Kalbini mi kırmışsın, hayallerini mi yıkmışsın, gururunu mu incitmişsin, sana ne ki. Ne umurunda. Sana dokunan bir tarafı yok sonuçta. İşte tam da burada atladığın bir şey var. Ne hakkın var bunları yapmaya?

Kendinde nasıl bir üstünlük görüyorsun da böyle bir düşünceye sahip olabiliyorsun? Seni de Allah yarattı onu da. Ne farkınız var birbirinizden? Yok. Hiçbir farkınız yok. Bu yüzden de böyle şeyler yapmaya hakkın yok. Karşındakini kırmaya, üzmeye, incitmeye… Onu kötü duruma düşürmeye hakkın yok. Ne düşünürsen düşün, kafanda ne kurarsan kur! Yaptıklarının doğuracağı sonuçlar nasıl umurunda değilse senin düşüncelerin de karşıdakinin umurunda değil. Tabi sana değer veren biri değilse.

Bu yüzden de o güzel düşüncelerini karşındakine belli etmek zorunda değilsin. Bu kadar alçaldığını belli etmek zorunda değilsin.  Onları bencilliğinle boğmak zorunda değilsin. Haklı falan değilsin. Sen. Sen insan bile değilsin…

 

 

 

 

Yorum Bırak
Araç çubuğuna atla