İçeriğe geç

Aylar: Kasım 2017

BENİM ÖĞRETMENİM

Öğretmeni, bir çocuğun hayatındaki en önemli kişilerden biri değil midir? Daha hayatı yeni yeni keşfetmeye başlamışken tanışır öğrencisiyle, ve ilmek ilmek işler onu. Ne kadar zorlansa da, kendinden ödün vermesi gerekse de vazgeçmez öğrencilerinden. Sıkı sıkıya tutunur mesleğine.

Yeri gelir, badanacı olur benim öğretmenim. Yıkılmaya başlamış köy okullarında öğrencileri düzgün bir ortamda ders görsün diye sınıfları boyar. Yıkılan yerleri onarmak için   elinden gelen her şeyi yapar. Ders için yeterli araç gereç olmayan yerlerde çalışıyor olsa bile yılmaz. Yardım kampanyaları düzenler, öğrencileri daha kolay ders işleyebilsin diye ne gerekiyorsa temin etmeye çalışır.

Fedakardır benim öğretmenim. Aldığı maaş ancak geçimine yetse bile yediğinden içtiğinden arttırır, maaşının bir kısmıyla öğrencilerine kitap alır. Köylerde ahırdan bozma lojmanlarda kalır, taşıma suyla hayatını sürdürür ama bırakıp gitmez orayı. Eğer çalıştığı okul terör bölgesinde ise canı pahasına çalışır. Onca tehlikeye rağmen bırakıp gitmez öğrencilerini.

Öğrencileri için temizlikçi bile olur benim öğretmenim. Terör bölgelerinde okullar yağmalansa, zarar görse bile pes etmez. Her defasında yeniden yapar okulunu. Kırılan camları, masaları, sandalyeleri… Öğrencileri gelmeden tertemiz yapar, sınıfını eski haline çevirir. Kışın soğuğunda öğrencileri üşümesin diye onlar gelmeden sobayı yakar, elektrikler kesilip uzun süre gelmese bile onlar için elinde geleni yapar. Hava şartlarından ötürü yollar kapansa ve mahsur kalsa da yılmadan devam eder.

Öğrencilerinin annesi babası gibidir benim öğretmenim. Onların arkasında durur, hastalanmamaları için elinden geleni yapar, üzüldüklerinde onun içi yanar, yüzlerinde minicik bir tebessüm bile görse dünyalar onun olur.

Benim öğretmenim beni en güzel şekilde temsil eder, geleceğime iyi bireyler kazandırır, çocuklarına tarihimi öğretir, atalarını öğretir, onlara beni anlatır. Peki, ben kim miyim? Ben Türkiye’yim.

Yorum Bırak

KARA BORANDA AÇAN MUCİZEVİ GÜL

 

Leonidas… Yunan orduları komutanı General Vasili’nin oğlu Teğmen Leon. Smyrna’ya ilk ayak bastıkları vakit şehre girişlerini kadeh kaldırarak kutlarken tahmin edebilir miydi işgale geldiği bu şehirde isyancı bir Türk kızının gözlerine esir düşeceğini? Smyrna’nın gözlerindeki o hırçın dalgalarda kendini bulabileceğini. Aşık olduğu kızın hayatı uğruna şehre beraber geldiği orduya ihanet edeceğini, tek başına geldiği bu şehirden giderken onu da hayatına yoldaş etmek isteyeceğini?

Ya Hilal… İlk karşılaştıklarında nefretle baktığı adamı aylar sonra gözyaşları içinde uğurlayacağını tahmin edebilir miydi? İkisi de kendi hayatlarına dair bambaşka planlar yaparken hayat da kendi planlarını hazırlıyordu onlar için. Leon’un İzmir’i işgal edip Hilal’i esir alması beklenirken Hilal Leon’un kalbini işgal edip onu esir aldı fark etmeden.

Başlarda Hilal’in gözünde bir düşmandan ibaretti Leon. Memleketini satmış babasının emrinde çalışan, sırf generalin oğlu olduğu için ablasının ilgi odağı haline gelmiş, burnu düşse eğilmeye dahi zahmet etmeyecekmiş gibi görünen Yunan Teğmeni. Her geçen gün birilerinin daha ölüm emri verildikçe ve hastaneye getirilen masum insanların cesetlerini gördükçe daha da nefret etti. Acımasızlıklarını gördükçe harlandı içindeki ateş. Ve her karşılaştıklarında ateşin yarattığı közleri üzerine fırlatmaktan çekinmedi. Ta ki ilk kırılma noktasına kadar.

Teğmen olarak tanıdığı Leon’la dış dünyadan kendini gizlemeye çabalayan Leon’un bir ayın yeryüzünü aydınlatan tarafıyla karanlıkta gizlenen yüzü kadar birbirinden farklı olduğunu keşfettikçe ateşinden çıkan közler azaldı. Ve zamanla hiç oldu.

Leon’un dudaklarında yeniden can bulan Smyrna Efsanesi ile başlayan bu süreç Andreas’ın kaçmasına yardım ederken yine hiç beklemediği bir anda Leon’dan destek bulmasıyla hız kazandı. Birlik olup Yunan askerlerine karşı direnirken bu olayı tehdit unsuru olarak kullanmaktan çekinmese de derinlerde bir yerde başlamıştı nereye varacağını kestiremediği bu macera.

   Denizlerindeki dalgalar dinmeye başladıkça daha da hızlı estirdi rüzgarını Smyrna. Gelen o yabancı hava dindiremezdi rüzgarını, dindirmemeliydi.

Ordu tarafından tutuklanan Hilal’in zindana atılmasıyla bambaşka bir boyuta atladı aralarındaki ilişki. Hilal’in zindanın kara duvarlarıyla karşı karşıya kalmasıyla Hileon aşkının başlamasının yakın olduğuna dair işaretler yadsınamayacak derecede çoğaldı. Leon’un bu süreç zarfındaki tavırları ise hırçın dalgalarıyla etrafı kavuran Smyrna’nın artık onun kalbine de dokunmaya başladığının en büyük kanıtlarından biriydi.

Bin bir türlü zorlukla karşılaştılar, kimi zaman mantıklarıyla kimi zaman vicdanlarıyla sınandılar, birbirlerini korumak için kendilerini tehlikeye attılar, milletleri arasındaki savaşa direnmeye çalışırken yakınlarından zarar gördüler, yeri geldi birlikte üzüldüler. Ama ne olursa olsun birbirlerinden vazgeçmediler. Ama onların aşkını özel kılan da bu değil miydi? Savaşın içinde filizlenmiş olması…

Gözyaşlarıyla dolu bir veda sahnesinde bıraktık onları geçen sezon. Filizlenmiş o mucizevi çiçeğe verilen son su, onların gözyaşları oldu. O güzel çiçek bunca zorluğa rağmen daha da kök saldı mı yoksa yapraklarını dökmeye mi başladı onu bu perşembe öğreneceğiz. Bakalım kara boranda açan o gül tekrar can suyuna kavuşup yeniden açabilecek mi?

 

 

Yorum Bırak
Araç çubuğuna atla