İçeriğe geç

O IŞIK

Bundan tam seksen altı yıl öncesi. Tarih, 20 Aralık 1930. Soğuk, belki de karlı bir kış günü şehrin üstüne bir ışık düşüyor. Bu ışık sadece şehirdekilerin değil, tüm ülkenin gözünü kamaştırabilen bir ışık. Herkesin hayranlıkla baktığı, göğsü kabararak anlattığı, Türk tarihi boyunca milletin üzerine düşmüş en güzel, en özel ışık. O zamana kadar şehrin ağırladığı en özel, en anlamlı misafir.

Yazılanlara göre tüm halk onu coşkuyla karşılıyor. Herkeste bir heyecan, bir mutluluk, ama en çok da gurur. O ışıkla herkesin yüzü parlıyor, yüreği aydınlanıyor. Vatanı için canı pahasına savaşmış, tüm yaşamını milletine adamış o ışığı görmenin duygusu paha biçilemez. Tüm yürekler bir atıyor. Bu coşkuyla meydanlar dolup taşıyor. Herkes sevgisini haykırıyor.

Işık milletle selamlaşıyor ve il makamlarıyla görüşmeye geçiyor. Çekilen sıkıntıları, baş gösteren sorunları dikkatlice dinliyor. Makamlar dışında gittiği yerlerden biri de Halk Fırkası Binası. Kayıtlara göre binadan ayrılmadan önce anı defterine şunları yazıyor. “Kırklareli Vilayet Fırkası merkezimizde her sınıf halktan olan mümessillerle karşı karşıya geçirdiğimiz zaman, benim için çok kıymetli olmuştur. Samimi ve açık konuşmamız, bende unutamayacağım intibalar bıraktı.” O kıymetli elleri öpülesi ışık ne de güzel, ne de samimi dile getiriyor içinden geçeni.

Geldiği gibi hemencecik dönmüyor ışık. Bir gece kalıyor ve ertesi gün de ışığını saçmaya, halkı aydınlatmaya devam ediyor. Türk Ocağı’na gidiyor bu defa. Orada insanlarla selamlaşıp muhabbet ediyor. Türk Ocağı’ndan ayrılmadan evvel de hatıra defterine bir şeyler yazmayı ihmal etmiyor. “Kırklareli Türk Ocağı’nda çok kıymetli arkadaşlarla geçirdiğim zamanın hatırasını ölmez hislerle saklayacağım.” Bu kelimelerin döküldüğünü belirtir kaynaklar. Kaldığı iki gün boyunca halkın onun söylediklerinin üstüne konuştuğu ve büyük bir sevgiyle uğurlandığı geçer kaynaklara.

Bu yazılanların hepsi bizim geçmişimiz, tarihimizdir. Aslında tarihin tozlu raflarına kaldırılmış anılar olarak bilinir. Ama şunu da unutmamak lazım ki eğer ben böyle bir yazıyı yazabiliyorsam, o yüce ışığın Kırklareli’ye geliş tarihi unutulmuyorsa, hala bir yerlerde o zamanki coşku varsa, hala onunla atan kalpler varsa bu tarih hala yaşıyor ve yaşamaya da devam edecek demektir.

 

Tarih:Gazete Yazıları

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla