İçeriğe geç

Etiket: Manşet Haber Kırklareli

BİR ASIR

 

 

 

Bundan tam yüz yıl önce bir mum yandı Samsun’da. Zifiri karanlıkta yanan bu mumun cılız ışığı büyüdü, meşale oldu. Meşaleler çoğaldı, ateş oldu. Ateş güçlendi, güneş oldu. Güneş doğdu, yoktan bir ülke kuruldu.

Bir hilal uğruna batan güneşlerin ışığında Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Uyan Türk Gençliği! Bil, bastığın toprağın ne fedakarlıklarla kazanıldığını. Hatırla vatanı uğruna canını veren kahramanları. Öğren geçmişini, yad et Atanı. Bir asır oldu Mustafa Kemal ‘Atatürk’ olalı.

Bak bayrağına. Binlerce şehidin kanı var ay yıldızının etrafında. Unutma; daha on beşinde cepheye koştu yüzlerce fidan, senin hayatın uğruna. Sakarya’nın kana bulanan suyunda kaybolan hayatları, gözünden sakındığı yavrularını kurtuluş uğruna kaybeden anaları unutma. Onların gözyaşı var bu topraklarda. Sen Türk gençliğisin, unutma! Atatürk kurtuluş meşalesini yakalı tam yüz yıl oldu; uyan, uyuma!

Biz Türk istikbalinin evlatlarıyız. Samsun’dan İzmir’e uzanan yolu bir elinde silah, diğer elinde idam fermanıyla yürüyen kahramanın kanındanız. Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta varız. Gençliğe Hitabe’yi vasiyet kabul eder, emanetimize sahip çıkarız. Tarihimizi unutmayız.

Biz Atatürk’ün evlatlarıyız. Hürriyetle doğduk, cumhuriyetle büyüyoruz. Atatürk’le yaşıyor, onun ışığında yürüyoruz.

Yorum Bırak

-KADIN BEYNİ & ERKEK BEYNİ-

 

                                         

Selamlar olsun!

İnsanın içini bunaltan yaz sıcakları sonbahar rüzgarlarına kapılıp uzak diyarlara gitti. Okullar açıldı, yeni dönem başladı. Bu kız da defterini eline aldı. Uzatmadan mevzuya giriyorum. Hazır mıyız ahali?

Bugünün yazısı, yüzyıllardır üzerine düşünme çabasına girenlerin beyinlerini kısık ateşte pişire pişire yakan çok nadide bir konu hakkında. Kadın Beyni VS. Erkek Beyni!

Birbirinden yüz seksen derece farklı iki ayrı türün birlikte yaşadığı şu dünyada böyle bir konunun arıza sebebi olması işten değil zaten. Evet başlıyoruz.

Neymiş? Kadınlar çok ayrıntıcıymış. Nerede gereksiz bir konu var ona takıyormuş. Yok efendim cümle altında anlam arıyormuş, geleceğe dair planlar kurup duruyormuş, muş muş muş…

Gülüyorum. Vallahi gülüyorum.

Bütün erkeklerin ağzında da aynı laf. “Biz kadınları anlamıyoruz.” Yahu, yüzyıllardır süren “Kadın erkeğin üst sürümüdür.” muhabbetleri boşuna mı? Sen niye üst modelinin işlemcisini çözmeye çalışıyorsun? Bak Iphone4’e, hiç deniyor mu IphoneX’in yaptıklarını? Denemiyor. Niye? Çünkü biliyor, istese de yapamaz.

Örneği abes bulanlara sesleniyorum; hiç kusura bakmayın, cuk oturdu. Erkek denilen canlı bir laf etmeden önce salise bile düşünmezken, kadın o cümlenin sonucunda karşı tarafın ne tepki vereceğini hesaplayıp bir sonraki hamlesini bile hazırlamış oluyor.

Ayar olduğum bir konu daha; kadınlar çok dedikodu yapıyor! Evet, yapıyoruz. Yapıyoruz da… Size ne? Siz iyi gözlemci değilseniz, gelebilecek potansiyel tehlikenin farkına varamıyor ve ufo görmüş masum dünyalı misali etrafınıza bön bön bakıyorsanız biz ne yapalım?

Sıradaki cümlem “Bu ne alakaydı şimdi?” diyenlere geliyor. Bu da düşünme sisteminin bir farkı. Çorak arazi misali dümdüz olan erkek beyninin “dedikodu” gibi alengirli bir kavramı algılaması beklenemez zaten. O, kadın beyninin içeriği. Erkek beyni sistemine almaya çalışırsa kod hatası falan olur. Hafazanallah sistem çöker sonra.

Efendim sözün özü; algılayamadığınız bir şeyi dışarıdan yorumlamayın. Göremediğiniz şeyin perde arkasını merak etmeyin, bilmediğiniz konular hakkında bir zahmet konuşmayın.

Hadi sağlıcakla!

 

Yorum Bırak

İÇİMİZDEKİ TEYZE

 

                                                           

Selamlar olsun! Yine bu tarz yazılarımda bir rutin haline gelmiş girizgahımla başlıyorum. Son otuz altı saatimin beni sıkıntıdan balona çevirmesinin sonucu olarak yine kendimce cins bir konu buldum. Çünkü şiştiğim kadar şiştim, kafayı başka yere yormazsam birisinin kafasında patlayacağım. Uzatmadan konuya giriyorum.

Duyuyor musun ey ahali!? İçindeki teyzeyi duyuyor musun?

Hiç öyle “Ne diyor bu manyak?” diye bakmayın bön bön. Kiminiz farkında bile değil belki; ama içeride bir yerde bacak bacak üstüne atmış, yanında çekirdek kasesi, buruşturduğu meymenet fakiri suratıyla günde bilmem kaç öğün bizi darlayan bir teyze var. Gün içindeki birçok hareketinde çitlediği çekirdeğin kabuğunu yüzüne yüzüne tükürmek suretiyle senin enerjini emen bir tip bu.

Nefes alsak “Burundan değil ağızdan alacaktın zekâ yoksunu!” diyebilecek kapasiteye sahip; nereden bulup aldığını bilmediğimiz lüzumsuz yetkisiyle bizlere yol-su-elektrik misali baş ağrısı- yorgunluk ve sinir olarak dönen bu mübarek teyze, insanı “Kör kuyularda ışıksız kalasın inşallah!” diye avaz avaz bağıracak noktaya getirdiği raddede çarşı pazarda desenli huni arama girişimleri başlar.

Eh, o zaman da “Hop dedik! Ne oluyoruz?” demiyorsak geriye ancak hayırlı olsun demek kalıyor. Nur topu gibi bir baskın iç sesiniz oldu! Bol delirmeli günlerde kullanın! Yahu sen buna dur demediğin sürece o senin kendi sesini bastıracak.

E ne diye bu eziyet kendine? Beddualarla üfürükçü teyzelere döneceğine “Nerede benim koli bandım?” diye aranıp kapasana çenesini o teyzeciğin. Sen kalkıp da emek sarf etmediğin sürece o teyze susmayacak. Oturup beklemen bir işe yaramaz. Çünkü o teyzenin uçak modu ya da sessiz tuşu yok.

Ya kendini dinlersin ve gerçekten içinden geldiği gibi davranırsın. Ya da o teyzenin cırtlak sesine katlanmayı kabullenir, hayatın boyunca o çekirdek kabuklarını suratına atmasına maruz kalırsın. Seçim senin.

Yorum Bırak

ÖĞRENCİ USULÜ HAPİSHANE

                                                 

Ey ahali! İzmir’e yaz sıcaklarının basmış olmasına rağmen hala açık olan okulların getirisi sevgili afakanlarımın bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak yine nevişahsına münehasır bir konuyla gelmiş bulunuyorum. Öğrenci usulü hapishane! Bilin bakalım ne? Dört harfli, iki heceli. Okul!

Normal bir öğrenci için okul hapishane, nöbetçi öğretmen gardiyan, sınıf öğretmeni koğuş ağası, sınıfı ise koğuşudur. İki gün olmasına rağmen sanki iki saatmiş gibi jet hızıyla geçen hafta sonu ise açık görüş gibidir. Eğer koğuş ağası merhametli biriyse günleri o kadar sıkıntılı geçmez. Ama şansı ona uzaktan nanik yapmışsa ve koğuşundaki ağa modern çağın eli cetvellilerindense işi biraz sıkıntıya düşer.

Gelelim koğuşa. Saatlerini geçirdiği kader mahkumlarını ne kadar severse sevsin haticeye değil neticeye baktığında sonuç yine hüsrandır. Dokuz ay tutuklu kaldığı bir hapishanededir. Ah o açık görüş yok mu o açık görüş! Daha başladığını anlayamadan bitiş düdüğünü duyar, yeniden koğuşunda bulursun kendini.

Eee… Ne anladım ben bu işten? Temiz havamı rahat rahat alamamışım, beş gün boyunca üstüme üstüme gelen duvarların getirdiği negatif elektriği atamamışım. Kendime gelmeden koğuşuma geri paketlenmişim.

Şahsen ben şanslıydım ki koğuş ağam çok iyi biriydi ve koğuşumda iyi anlaştığım kader ortaklarım vardı. Ama sorarsanız hapishaneyi seviyor musun diye, cevabım çok nettir; Hayır!

Son söze gelecek olursak; her ne kadar Eylül deki duruşmada çıkacak karar belli olsa da üç aylık tutuksuz yargılanma sürecimiz başladı. Cümleten iyi tatiller!

(Küçük bir dipnot; Ben bu yazıyı okulların kapanmasına bir hafta kala yazıyorum ama sizlerin bunu okuması on gün sonrayı bulacaktır. Ve bu yazı tamamen mizah amaçlı yazılmıştır. Yanlış anlaşılma olmasın.)

Yorum Bırak
Araç çubuğuna atla